‘ ishal’ Etiketli Yazılar

Kurban keserken bulaşabilecek hastalıklar!

Kasım 2nd, 2011 | Sağlık | 0 Comments


Bu nedenle seçilecek kurban ve kesim sırasında bulaşılabilecek hastalıklara çok dikkat edilmesi gerekiyor.

Kesim sırasında bulaşabilecek hastalıkları ve korunma yollarını Hisar Intercontinental Hospital Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Ramazan Gözüküçük ile konuştuk.

Hijyen koşullarına uyulmadan, uygunsuz ortamlarda kesilen kurbanlar hem mikroorganizmaların bulaşması nedeniyle hastalık açısından risk hem de çevre sağlığı ve görüntü kirliliği nedeniyle olumsuz etkiler taşıyor. Bu durumun herkesi etkileyebileceğinin altını çizen Gözüküçük ‘Uygunsuz koşullarda kesilen kurban eti ile hayvanlarda görülen, halk sağlığı yönünden çok büyük önem taşıyan birçok bakteriyel, viral, paraziter ve mantar hastalıkları mevcuttur olup, insanlara bulaşabilir. Hayvanlarda görülen ve Zoonoz olarak adlandırılan bazı hastalıklar insanlara etin yenilmesi ya da hazırlanması/taşınması sırasında direk temas ile bulaşır. Bunlardan şarbon, salmonelloz, kist hidatik, toksoplazmozis, teniyoz, kuduz, brusellozis ve verem gibi hastalıklar ülkemiz açısından çok önemlidir. diye konuştu.

Kurban Etinden Bulaşabilecek Hastalıklar:

Şarbon: Evcil hayvanlardan (inek, koyun, keçi, v.b.) insanlara doğrudan temas veya hayvan ürünleri aracılığı ile bulaşan yaygın bir zoonozdur. Genellikle enfekte hayvanların ürünleri veya topraktaki şarbon sporlarının cilde temas etmesi sonucu ciltteki açık yaralardan girmesiyle oluşur. Tedavi edilmeyen enfeksiyonlar, bölgesel lenf düğümlerine ve kan dolaşımına sıçrayarak ölüme neden olabilir. Daha çok yüz, boyun veya kolda bir çıban çıkıp sonra patlar,  etrafında da siyah bir kabuk meydana gelir.  Öldürücü bir hastalık olduğu için vakit kaybetmeden doktora başvurmak gerekir.

Salmonelloz: Salmonellaların oluşturduğu enfeksiyonlara dünyanın hemen her yerinde rastlanmaktadır. Enfeksiyon mikroplu (özellikle de kanalizasyonun karıştığı) yemek ve suyun tüketilmesi ile bulaşır. Hastalık, halsizlik, baş ağrısı ve ateş ile kendini gösterir. Hastaların yarıya yakınında ishal, yarıdan fazlasında ise kabızlık vardır. Salmonella enfeksiyonlarından korunma, kişisel hijyen kurallarının eksiksiz uygulanmasına, tüketilen su ve gıdaların temiz olmasına, sağlıklı bir atık giderim sisteminin kurulmasına, kronik taşıyıcıların tespit edilerek tedavi edilmesine bağlıdır.  Taşıyıcıların gıda ve su ile ilişkili işlerde çalışmaları engellenmelidir.Kist Hidatik: Echinococcus granulosus adlı parazitin enfekte köpek dışkısıyla atılan yumurtalarının insanlar tarafından kirli eller, su ve yiyeceklerle alınması sonucu gelişir. Çoğunlukla karaciğerde, bazen akciğerlerde, daha nadiren diğer organlarda içi sıvı dolu kistlerle seyreder. Hastalığın başlarında kistin küçük olduğu dönemlerde uzun yıllar boyunca belirtilerini göstermeden seyredebilir. Fakat kist büyüdükçe bulunduğu bölgeye ve oluşturduğu basıya göre belirtiler ortaya çıkar.

Toksoplazmozis: İnsana, parazitin kistlerini içeren çiğ veya az pişmiş etler ve enfekte kedi dışkısıyla atılan kistlerin kontamine su ve gıdalarla alınmasıyla geçer. Kediler enfeksiyonun temel kaynağıdır. Lenf bezlerinde büyüme yapabilir. Anne gebelik esnasında ilk kez enfekte olursa, parazit bebeğe geçebilir.

Teniyoz: Tenia saginata (sığır tenyası), çiğ et tüketiminin yaygın olduğu her yerde görülür. Kesin konağı insan, ara konağı başta sığır olmak üzere otçul hayvanlardır. Çiğ ya da yeterince pişmemiş sığır eti ile insan sindirim kanalına alınan canlı kist yetişkin tenya haline gelir. Yetişkin tenyanın alt ucundan ayrılan gebe halkalar, istem dışı anüsten çıkabilir. Bu nedenle, halk arasında abdestbozan olarak adlandırılır. Tenyazisten korunmada özellikle çiğ köfte gibi çiğ ve aş pişmiş et ve ürünlerinden kaçınılmalıdır.

Kuduz: Kuduz hastalığı, birçok evcil ve yabani hayvanı (yarasalar da dahil) etkileyen zoonotik bir hastalıktır. Enfeksiyon enfekte bir hayvanın insanı ısırmasıyla meydana gelir. Virüs tükürükte bulunur. Kuduz virüsünün ciltten içeriye girdiği her temas çok dikkatli bir şekilde tedavi edilmelidir. Gelişmekte olan ülkelerde hastalık köpekler yoluyla bulaşır. Kesinlikle ölümcül olan akut viral bir hastalıktır. Kuduz olma ihtimali olan bir hayvan tarafından ısırılma veya temastan şüphelenme durumunda yarayı dezenfektan, sabun veya deterjan ve su ile hemen temizlemeli ve hemen sağlık kurumuna başvurulmalıdır.

Brusellozis: Hayvanların (inek, koyun, keçi v.b.) kan, fetus veya rahim sekresyonlarına doğrudan temas veya enfekte çiğ hayvan ürünlerinin (özellikle taze peynir başta olmak üzere süt ve süt ürünleri) tüketilmesi ile bulaşan bir hastalıktır. Akut veya sinsi başlangıçlı ateş, yorgunluk, iştahsızlık, kilo kaybı, baş ağrısı, özellikle geceleri yoğun terleme, vücutta yaygın kas ve eklem ağrılarıyla kendini gösterir.

Verem (Tuberculosis): Enfeksiyon, genellikle insandan insana doğrudan hava yoluyla bulaşır. Tüm tüberküloz olgularının %80-90ı akciğerlerde ortaya çıkar. Hastalıkta, halsizlik, çabuk yorulma, kilo kaybı, çocuklarda kilo almada duraklama, ateş ve gece terlemesi ile birlikte uzun süreli öksürük, kanlı veya kansız balgam, göğüs ağrısı veya sırt ağrısı ve nefes darlığı olabilmektedir. Verem tedavisi gören bir hastanın bulaşıcı olmadığı ve diğer kişiler için risk oluşturmadığı, tükürüğünün laboratuvar analizi sonucu ile bir doktor tarafından belgelenmedikçe, kesinlikle bir yere seyahat etmesi tavsiye edilmez.

Bu Hastalıklardan Korunmak İçin Dikkat Edilmesi Gerekenler

Bu hastalıklar birtakım basit kurallarla önlenebilir. Özellikle Kurban Bayramlarında çok sayıda hayvanın kesilmesi, kesim öncesi ve kesim sonrası gereken kontrol ve hijyen kurallarına dikkat edilmemesi, kesilen hayvanlara ait etlerin tüketiminde (saklama, hazırlama, pişirme) vb.) gerekli hassasiyetin gösterilmemesi birçok zoonoz hastalığın yayılmasına zemin hazırladığı gibi çok sayıda insanımızın da bu hastalıklara yakalanmasında neden olabilmektedir. Etler kesinlikle çiğ veya az pişmiş olarak tüketilmemelidir. Hayvanların kesilmesi, yüzülmesi, karkasın parçalanması, etin nakli, muhafazası, pişirilmesi ve tüketime sunulması aşamalarında kişisel hijyen kuralları ihmal edilmemelidir

Hayatı kabusa çeviren hastalığa son!

Ekim 31st, 2011 | Kadın | 0 Comments

Hayatı kabusa çeviren hastalığa son!

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinde hastalığa yol açan hücreleri kandan temizleyen aferez yöntemiyle 1 yıldır yoğun bakımda yatan ve ilaç tedavilerine yanıt vermeyen hasta, tekrar gündelik hayatına döndü.

Hastanın tedavisini yürüten Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Törüner, kolit olarak bilinen İltihabi Bağırsak Hastalığının, ülseratif kolit ve Crohn hastalığı adı altında iki alt türü bulunduğunu söyledi.

Bu hastalığın mevcut yöntemlerle tedavisinin mümkün olmadığını, zaman zaman uykuya geçen hastalığın, bazen de alevlendiğini ifade eden Törüner, şu bilgileri aktardı:

Bazı hastalarda uyku durumu şans eseri uzun sürüyor. Tedavide ilk aşamada yan etkisi az ve daha uzun süre kullanılabilen ilaçlar kullanılıyor. Hastalığın ilerlemesi halinde ise yan etkisi daha fazla ilaçlara başvuruluyor. Hastalığın mekanizması çok iyi bilinmemekle birlikte, vücut, bağırsakları düşman olarak görüyor ve bu durumda bağırsaklarda iltihabi durum gelişiyor. Bu nedenle ileri safhada bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlar kullanılması gerekiyor. Bu ilaçların uzun süre kullanılması halinde de ağır yan etkiler ortaya çıkabiliyor. Bu yan etkiler, ağır enfeksiyonlar şeklinde görülebiliyor.

Daha çok 30-40 yaşlarında, hem kadın hem de erkeklerde ortaya çıkan hastalığın görülmesinde genetik yatkınlığın etkili olduğunu ifade eden Törüner, Bazı kişilerde hastalık 70 yaşında bile görülebiliyor dedi.

Ülseratif kolitin kanlı ishal, Crohnun ise ishal ve karın ağrısıyla belirti verdiğini, bazı hastalarda ağız, cinsel organ, deri gibi yerlerden dışkı gelebildiğini kaydeden Törüner, hastalığa karşı özel bir ilaç olmadığı için yüzde 100 tedavi imkanı bulunmadığını, ileri vakalarda, başlarda yüzde 80ler civarında başarı sağlanan kortizon tedavisinde bile başarının daha sonraları düştüğünü vurguladı.

Hastalarda ağır psikolojik sorunlara yol açan iltihabi bağırsak hastalığına karşı deneysel tedavi yöntemlerine başvurulduğunu ifade eden Törüner, hastalığa yol açan hücreleri kandan temizleyen aferez yönteminin de bu deneysel tedavilerden biri olduğunu bildirdi.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinde aferez yapılan 20 yaşlarındaki Crohn hastasının, 1 yıldır yoğun bakımda tutulmasına rağmen hiçbir tedaviye yanıt vermediğini anlatan Prof. Dr. Murat Törüner, söz konusu uygulamayla ilgili şu bilgileri aktardı:

Hastaya uyguladığımız aferez yöntemi ile bağırsakları düşman olarak gördüğü için hastanın kanında aşırı ve anlaşılamayan bir tepkiye yol açan hücreleri dolaşım sisteminden filtreleme yaparak temizledik. Bu hücreler temizlendiği için de hastadaki iltihabi bağırsak hastalığı belirtileri ortadan kalkmış oldu. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalı Türkiyenin en ileri tedavi merkezlerinden birisi. Terapötik Aferez Merkezi ise ameliyathane şartlarına sahip ülkenin en ileri merkezlerinden birisi. Aferez yönteminin başarılı olması için hem gastroenteroloji, hem de aferez konusunda gelişmiş şartlara sahip merkezlerde yapılması büyük önem taşıyor.

Törüner, tedavisi tamamlanan Crohn hastasının bağırsaklarında açılan fistüllerin tamamen kapandığını, hastalık belirtilerinin ortadan kalkmasıyla hastanın tekrar gündelik yaşamına döndüğünü ve bağışıklık sistemini baskılayan ilaçların en aza indirildiğini belirterek, Ancak bu, hastanın tamamen sağlığına kavuştuğu anlamına gelmiyor. Takibinin sürmesi gerekiyor. Aferez işleminin belirli bir süre sonra tekrarlanması gerekebilir dedi.

Ülseratif kolit hastası bir başka kişiye de aynı tedavinin başlandığını belirten Törüner, Bu hastanın da ilaca bağlı sıkıntıları vardı. Geçen hafta ilk işlemi uyguladık. Bunu 4 kez daha tekrarlamak gerekiyor. Sonuçları ancak 3. işlemden sonra almaya başlıyoruz. Her işlem sonrası hastadaki gelişmeyi takip ediyoruz. Hastalığın bu alt türünde başarı oranı yüzde 50nin üzerinde. Almanyada yapılan bir araştırmadan iyi sonuçlar alındı şeklinde konuştu.

YÖNTEMİN YAN ETKİSİ YOK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Terapötik Aferez Merkezi Sorumlusu Prof. Dr. Osman İlhan da aferez yönteminin hiçbir yan etkisi bulunmadığını bildirdi.

Bu yöntemin her hastada uygulanmasının mümkün olmadığını, gastroenteroloji uzmanlarından oluşan bir heyetin raporuyla Sağlık Bakanlığının Aferez Komisyonunun onay verdiği hastalara uygulanabileceğini ifade eden İlhan, şunları anlattı:

Yöntemle bağırsaklarda iltihap yapan savunma hücreleri toplanıyor. Aferez tekniğiyle hastadan toplanan kan filtreden geçiriliyor, hastalık yapan lökositler ayrılıyor ve bu hücrelerden temizlenen kan hastaya tekrar veriliyor. İşlem haftada bir kez olmak üzere 5 hafta üst üste yapılıyor.

Aferez yöntemine hangi hastalarda başvurulabileceğini ilişkin bir metin hazırlanmasının söz konusu olduğunu belirten İlhan, bu konunun Sağlık Bakanlığının Aferez Komisyonunda da ele alınacağını söyledi.

İltihabi Bağırsak Hastalığının mezankimal kök hücre nakliyle tamamen ortadan kaldırılmasına yönelik çalışmaların da devam ettiğini bildiren İlhan, bu tedaviyle hastalığa karşı yüzde 100 başarı elde edilmesinin mümkün olabileceğini söyledi.

Mezankimal kök hücre nakliyle hastanın kemik iliğindeki, hastalığa yol açan hücrelerin tamamen yok edilerek dolaşıma verilmesinin önüne geçilmesinin hedeflendiğini anlatan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlhan, şunları söyledi:

Mezankimal kök hücre nakli ile ilgili dünyada da bazı araştırmalar yürütülüyor. Bu araştırmalardan biri, 3. kişiden alınan kök hücrenin hastalara nakledilmesi nedeniyle başarılı olamadı. Oysa hastanın kendisinden ya da doku uyumu olan yakınından alınan kök hücre nakledilmeli. Yakın bir gelecekte bu tedavi yöntemiyle iltihabi bağırsak hastalığının tamamen ortadan kaldırılması söz konusu olabilir.

İLTİHABİ BAĞIRSAK HASTALIĞI NEDİR?

Sindirim kanalında görülen, sıklıkla kronik seyirli (uzun süreli) iltihap olan iltihabi bağırsak hastalığı, bağırsak duvarında ülser, şişme, yaralanma, kanama ve zedelenme ile seyreder.

Ana hatları ile iltihabi bağırsak hastalığının, ülseratif kolit ve Crohn hastalığı olmak üzere iki farklı tipi bulunur. Buna ek olarak iltihabi bağırsak hastalığının tam olarak ülseratif kolit veya crohn hastalığına benzemeyen, arada kalan tipi, yani tam belirlenemeyen şekli de vardır.

Kalın bağırsağın en önemli görevi, bağırsak içindeki suyun kana geri emilimidir. Ülseratif kolit hastalığında suyun geri emilmesini sağlayan tabakada inflamasyon (iltihap) olması nedeni ile bu işlev gerçekleşemez. Böylece hastalığın en önemli bulgusu ishal gelişir. Bu mukozal örtü tabakasındaki inflamasyon (iltihap), doku zedelenmesine, dolayısıyla ülserlere ve kanamaya neden olur.

İshal, bağırsak hareketlerinde artışa ve karın ağrısına neden olur. Böylece hastalarda kanlı dışkılama, rektal kanama (makattan kan gelmesi), dışkılama sırasında ağrı, acil dışkılama ihtiyacı, devam eden ishal, karın ağrısı (çoğu zaman kramplar tarzında), kilo kaybı ve ateş gibi belirtiler meydana gelir.

Hastalık, zaman zaman alevlenmeler ve sakin dönemler gösterir. Ömür boyu devam eden bir hastalık olmakla birlikte tedavi ile normal aktif yaşam mümkündür.

Ülseratif kolit sıklıkla crohn hastalığı ile karışır. Ülseratif kolit hastalığında, sadece kalın bağırsağın (kolon ve rektum) içini örten yüzeyel tabaka (mukoza ve submukoza) hasta iken, Crohn hastalığında ise, ağızdan anüse (makata) kadar sindirim kanalının herhangi bir yerinde bu olabilir. Ülseratif kolitin aksine Crohn hastalığında, hastalığın görüldüğü bağırsak kısmında, bağırsak duvarının sadece yüzeyel tabakası değil, tüm tabakaları hastadır.

Kenelerin bulunabileceği alanlara dikkat!

Ekim 31st, 2011 | Kadın | 1 Comment


 Gaziantep Üniversitesi (GAÜN) Enfeksiyon Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Vuslat Boşnak, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığına yol açan kenelere karşı çalı, çırpı ve gür ot bulunan yerlerden uzak durulması gerektiğini söyledi.

Boşnak yaptığı açıklamada, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığına yakalanmamak için mümkün olduğunca kenelerin bulunabileceği yerlerden uzak durulması gerektiğini vurguladı.

 İnsanların kenelerin yaşayabileceği su kenarları, otlaklar ve hayvan barınaklarında zaman geçirdiklerinde kendilerini belirli sürelerle kontrol etmesi, hastalığın belirtileri açısından uyanık olması gerektiğini ifade eden Boşnak, şöyle konuştu:

 KKKAya karşı çalı, çırpı ve gür ot bulunan yerlerden uzak durulmalı. Zorunlu hallerde bu gibi yerlere çıplak ayakla ya da kısa giysilerle girilmemelidir. Özellikle kırsal alanlarda dolaşılırken açık renkli, vücudu örten elbise ve çizme giyilmeli veya ayakkabı giyilecekse pantolon paçaları çorap içine alınmalıdır. Hayvan barınakları, kenelerin yaşamasına imkan vermeyecek şekilde yapılmalı, çatlaklar ve yarıklar tamir edilmeli. Hayvanların sağım ve kesim zamanına dikkat ederek gerekli önlemleri alınmalı. Hayvanlar, kene ve diğer dış parazitlere karşı yılda iki kez ilaçlanmalı. Gerek insanları, gerekse hayvanları kenelerden korumak için haşere kovucu ilaçlar olarak bilinen ilaçlar dikkatli kullanılmalı.

Yrd. Doç. Dr. Boşnak, vücut üzerinde kene gezdiğinin fark edilmesi durumunda kenelerin dikkatlice toplanıp öldürülmesi gerektiğini ifade etti. Yapışan kenelerin kesinlikle ezilmeden, kenenin ağız kısmı koparılmadan bir pense ile doğrudan alınması gerektiğini dile getiren Boşnak, şu bilgileri verdi:

Isırılan yer, bol sabunlu suyla yıkanıp temizlendikten sonra, iyotlu antiseptik sürülmelidir. Keneyi çıkaramayacaklarını düşünen vatandaşlar en yakın sağlık kuruluşuna başvurmalı. Sağlık kuruluşuna gitmekten çekinmemeli. KKKA insanlarda ateş, üşüme, titreme, yaygın kas ağrıları, bulantı, kusma, ishal, yüzde kızarıklık, karaciğerde büyüme ve kanama ile kendini gösteriyor. Gövde, kol ve bacaklarda cilt içi kanama görülebilir. Burun kanaması ve değişik alanlarda kanama bulguları bulunabilir. Virüs vücuda girdikten sonra tipik olarak bölgesel lenf bezlerinde ve yerel dokularda çoğalıyor. Virüs, lenf ve monositler yoluyla başta dalak, karaciğer, lenf bezleri ve akciğer gibi alanlara yayılıyor.

Vuslat Boşnak, özellikle yaz döneminde insanların sıkça yeşil alanlarda zaman geçirdiğini ve bu nedenle kene ısırmalarında artış yaşandığını belirterek, vatandaşları KKKA hastalığı belirtileri konusunda duyarlı olmaya çağırdı.        

Yaz ishallerinden korunmanın yolları!

Ekim 31st, 2011 | Kadın | 0 Comments


Bu hastalık risklerini en aza indirmek için doğru beslenmek, genel temizlik kurallarına uymak ve sineklerden korunmak gerekiyor. Yazın gerek çocuklarda gerekse yetişkinlerde en sık görülen sorunların başında ishal geliyor. Yaz ishallerinden ve diğer hastalıklardan korunmak için  Anadolu Sağlık Merkezi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Elif Hakko, nelere dikkat edilmesi gerektiğini anlatıyor.

İshal, kusma ve bazen de yüksek ateş ile ortaya çıkan, ağız yoluyla bulaşan bazı mikroplar, gastroenterit denilen hastalıklara neden oluyor. Bu mikroplar yaz sıcaklarında hızla ürüyor, mikrop sayısı arttıkça hastalık yapma riski de yükseliyor. Deniz ve havuz suyunu yutmak, mikrop taşıyan sinekler yaz aylarında hastalıklara yol açıyor. Anadolu Sağlık Merkezi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Elif Hakko, tifo, dizanteri, kolera, ile bazı Salmonella ve E.Coli türleri gibi hastalıklara yol açan mikroplardan korunmak için alınabilecek önlemleri aktarıyor.

Dr. Hakko, “Kabuğu soyulabilen gıdaların kabuklarını soyarak, soyulmayanlarda ise iyice yıkayarak yemek çiğ veya az pişmiş et yememek, çiğ süt içmemek genel temizlik kurallarına uymak, yemeklerden önce ve sonra, tuvaletten sonra el yıkamak sineklerden korunmak yaz aylarında dikkat edilmesi gereken noktaların başında geliyor” diye bilgi veriyor.

Risk faktörü bulunan gıdaları da anlatan Dr. Elif Hakko, “Fıstık, ceviz gibi yağlı gıdalar ile küf toksinleri üreyebilen mısır ve pirinç dikkatli tüketilmeli. Pastörize edilmemiş süt içilmemeli, bu sütten peynir yapılmamalı. Patates, 20 – 30 zehirli türü olan mantar, midye, istiridye ve kabuklu deniz hayvanlarından geçen bakteri toksinlerinin sebep olduğu hastalıklarla sıklıkla karşılaşıyoruz. Elde hazırlanan ve iç sıcaklıkları zararlı mikropların ölmesini sağlayacak kadar yükselmeyen ızgara köfteden, havasız ortamda mikropların toksin üretme riski olması nedeniyle bütün olarak çevrilmiş tavuktan, vakumlu paketi açılıp kısa sürede tüketilmeyen sosis ve salamdan uzak durulmalı. Sütlaç, kazandibi, muhallebi, dondurma gibi sütlü tatlılar da hazırlandıktan sonra soğutucuda tutulmazsa tehlikeli olabilecek gıdalar. Çiğ yumurtadan yapılan mayonez marul, salata, maydanoz gibi sebzeler de iyi yıkanmadığında riskli olabiliyor” diye konuşuyor.

Dr. Hakko, en güvenilir yiyeceğin yoğurt olduğunu vurguluyor ve diğer güvenli yemekleri sıralıyor: “Izgara ete kıyasla tencerede pişen et yemekleri, sebze yemekleri, sarma ve dolma gibi zeytinyağlı yemekler yaz aylarında daha güvenilirdir.”

İshal ve kusma görülüyorsa neler yapılmalı?

Dr. Elif Hakko, “İshal ve kusma, sıvı ve elektrolit kaybına sebep olur. Ev koşullarında kusma ve mide bulantısı nedeniyle kaybedilen sıvı ve elektrolitler ağızdan yerine konamıyorsa veya ateş yükselmişse, hemen bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerekiyor. Hastada kaybedilen sıvı ve elektrolitleri dengelemek için serumla takviye yapıyoruz. Eğer etken bir bakteri söz konusuysa antibiyotik tedavisi yapılıyor” diyerek tedavi hakkında da bilgi veriyor

Türkiyenin sağlığı belli oldu!

Ekim 31st, 2011 | Kadın | 0 Comments


0-6 yaş grubundaki çocukların yüzde 31.6inde üst solunum yolu enfeksiyonunun en yaygın hastalık olduğu tespit edilirken 7-14 yaş grubundaki çocuklarda yüzde 23.9 ile ağız ve diş sağlığı sorunları ilk sırada yer aldığı tespit edildi. 15 ve daha yukarı yaştaki bireylerin yüzde 47.6sının tansiyon ölçümünü yaşamları süresince en az bir kez yaptırdığı belirlenirken, bu nüfusun yüzde 16.9unun obez ve yüzde 33ünün fazla kilolu olduğu görüldü. 15 ve daha yukarı yaştaki bireylerin en yüksek ilk 5 hastalık grubunu bel bölgesi kas iskelet sistem problemleri, hipertansiyon, romatizmal eklem hastalığı, mide ülseri ve kireçlenme oldu.

TÜİK 2010 yılı Türkiye Sağlık Araştırması istatistiklerini açıkladı. İlk defa 2008 yılında gerçekleştirilen Türkiye Sağlık Araştırmasının ikincisi 2010 yılı Mayıs ayında Türkiye genelinde uygulandı. Araştırmanın sağlık alanında hem ulusal hem de uluslararası düzeyde birçok göstergenin elde edilebilmesine imkan tanıması açısından önem taşıdığı vurgulandı. Yapılan araştırma ile bebek, çocuk ve yetişkinlere ait idari kayıtlar yöntemiyle ulaşılamayan birçok gösterge hesaplanabilmekte.

Buna göre, haber bülteninde 0-6, 7-14 ve 15 ve daha yukarı yaştaki bireylerin yaşadıkları hastalık veya sağlık problemlerinin yanı sıra 15 ve daha yukarı yaştaki bireylerin tansiyon, kolesterol ve kan şekeri profilleri ile beden kitle indeksine ait bulgulara yer verilmekte.Araştırmanın alan uygulamasından önceki son 6 ay içinde, 0-6 yaş grubundaki çocuklarda yüzde 31.6 ile üst solunum yolu enfeksiyonu en yaygın görülen hastalık olarak tespit edildi.

Yüzde 25.5 ile ishal, yüzde 9.6 ile bulaşıcı hastalıklar, yüzde 9.4 ile kansızlık (demir eksikliği anemisi vb.) ve yüzde 7.8 ile ağız ve diş sağlığı sorunları en sık görülen hastalık veya sağlık sorunu oldu. Türkiye geneline hastalık görülen erkeklerin oranının, kadınların oranından daha yüksek olduğu tespit edildi.

-7-14 YAŞ GRUBUNDAKİ ÇOCUKLARDA YÜZDE 23.9 İLE AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI SORUNLARI İLK SIRADA-

Araştırmanın alan uygulamasından önceki son 6 ay içinde 7-14 yaş grubundaki çocuklarda yüzde 23.9 ile ağız ve diş sağlığı sorunları ilk sırada yer aldı. Bunu yüzde 14,2 ile enfeksiyöz hastalıklar, yüzde 13.3 ile göz ile ilgili sorunlar, yüzde 5.6 ile cilt hastalıkları ve yüzde 4.7 ile beslenme ile ilişkili hastalıklar takip etti. Oranlara kent-kır ayrımında bakıldığında kırsal yerlerdeki cilt hastalıkları oranının kentsel yerlerden daha yüksek olduğu gözlenmekte. Kırda ve kentte cilt hastalıkları problemi yaşayan kadınların oranı erkeklerin oranından yüksek oldu.

-15 YAŞIN ÜSTÜNDEKİLER BEL BÖLGESİ KAS İSKELET SİSTEMİNDEN ŞİKAYETÇİ-

15 ve daha yukarı yaştaki bireylerin yüzde 16.4ü bel bölgesi kas iskelet sistem problemleri yaşadığını beyan etti. 15 ve daha yukarı yaştaki bireylerden kronik hastalık veya sağlık sorunu yaşadıklarını belirten bireylerin verdikleri yanıtlara bakıldığında en yüksek ilk 5 hastalık grubunu sırasıyla bel bölgesi kas iskelet sistem problemleri (yüzde 16.4), hipertansiyon (yüzde13.2),  romatizmal eklem hastalığı (yüzde 10.9), mide ülseri (yüzde 9.6) ve kireçlenme (osteoartrit, artroz, dejenefatif eklem hastalığı) (yüzde 8.4) oluşturdu. Türkiye genelinde oranlara bakıldığında kadınlardaki oranların erkeklerden yüksek olduğu gözlendi. Kent ve kır ayrımında ise her bir hastalık grubunda hem erkeklerde hem de kadınlarda kırdaki oranlar kentteki oranlardan yüksek oldu.

-15 YAŞIN ÜZERİNDEKİ BİREYLERİN YÜZDE 47.6SI TANSİYON ÖLÇÜMÜNÜ YAŞAMLARI SÜRESİNCE EN AZ BİR KEZ YAPTIRMIŞ-

15 ve daha yukarı yaştaki bireylerin yüzde 47.6sının tansiyon ölçümünü yaşamları süresince en az bir kez yaptırdığı belirlendi. Yaşamları süresince kolesterol ve kan şekeri ölçümlerini en az bir kez yaptıranların oranı sırasıyla yüzde 28.5 ve yüzde 30.2dir. Kolesterol ve kan şekeri ölçümünde kentsel yerlerde yaşayan bireylerin ölçüm yaptırma oranı daha yüksek oldu. Tansiyon ölçümünde ise kırsal yerlerde yaşayan bireylerin ölçüm yaptırma oranının yüksek olduğu gözlendi. Cinsiyet ayrımında oranlara bakıldığında kentsel ve kırsal kesimde yaşayan kadınların ölçüm yaptırma oranlarının erkeklerden yüksek olduğu belirlendi.

-15 VE DAHA YUKARI YAŞTAKİ NÜFUSUN YÜZDE 16.9U OBEZ VE YÜZDE 33Ü FAZLA KİLOLU-

15 ve daha yukarı yaştaki nüfusun yüzde 16.9unun obez ve yüzde 33ünün fazla kilolu olduğu görüldü. Vücut kitle indeksi vücut ağırlığının (kilogram), boy uzunluğunun metre cinsinden karesine bölünmesiyle hesaplanmakta. Araştırmada boy ve kilo değerleri beyana dayalı olarak derlenmekte. Erkeklerde fazla kilolu veya obez olanların oranı yüzde 50.5 iken kadınlarda bu oran yüzde 49.4 oldu. Kentsel ve kırsal alanlarda yaşayan kadınlarda obez oranı hemen hemen eşit gözükmekle birlikte, her iki yerleşim yerinde de erkeklerin obez oranından yüksek olduğu tespit edildi. Fazla kilo grubunda ise yüzde 37.3 ile erkeklerin oranı, yüzde 28.4 olan kadınların oranından daha yüksek oldu.