‘ kalp krizi’ Etiketli Yazılar

Kalp Hastaları İçin Soğuk Hava Riski

Ocak 9th, 2012 | Sağlık | 1 Comment

Kalp Hastaları İçin Soğuk Hava Riski

Soğukt havada kalp daha fazla oksijene ihtiyaç duyar ve vücut ısısını korumak için kalp daha fazla ve hızlı çalışmak zorunda kalır. İstatistikler kış aylarında kalp krizi sayısının arttığını gösteriyor. Hipertansiyon mevcutsa bu ekstra basınç artışı kalbin yükünü daha da arttırır. Soğuk hava kan damarlarında daralmaya ve kan basıncında artmaya neden olarak zaten yüksek tansiyon hastası olan bir kişide kan basıncının tehlikeli rakamlara yükselmesine yol açıyor.

Devamını oku

Aşırı kilo kaybı ömrü kısaltıyor!

Kasım 11th, 2011 | Sağlık | 1 Comment

Aşırı kilo kaybı ömrü kısaltıyor!


Norveçli bilim adamlarının kilo ve ömür arasındaki ilişkiyle ilgili yayınladıkları araştırmada vakaların %90ında aşırı kilo verme ve fazla zayıf olma yaşam süresini 9 yıl kısaltıyor.

Norveçli bilim adamları bu konuda yıllar süren araştırmalarını geçtiğimiz günlerde açıkladılar.

Diğer ülkelerin bilim adamları da benzer bulgulara ulaştılar.

Aşırı kilo alan ve obez kişilerde ise bu sayı 4 yıl olarak belirlendi.

Obez kişiler kardiyovasküler rahatsızlıklar ve diyabete zayıf olanlara oranla daha fazla yakalanıyor.

Zayıf kişiler ise kalp krizi, depresyon ve tümörlere karşı daha dayanıksızlar.

Bu durumda beslenmenin önemi bir kez daha vurgulanmış oluyor. Ne zaman duracağımızı ve ne kadar yememiz gerektiğini bilmemiz gerekiyor.

Geleceğin otomobilleri, sağlığımızı da koruyacak!

Kasım 11th, 2011 | Sağlık | 2 Comments


 Münih Teknik Üniversitesi bilim adamları ile bir Alman otomobil şirketi uzmanlarının ortaklaşa geliştirdiği sistem, otomobil sürücüsünün nabzını, deri direncini ve kandaki oksijen oranını, direksiyona yerleştirilen basit sensörlerle ölçüyor.

ürücünün bayılma veya bir kalp krizi geçirme riski oluşması halinde, sistem duruma göre dörtlüleri yakabiliyor, aracın hızını düşürebiliyor, hatta otomobili durdurabiliyor.

Alman Aerztezeitung gazetesinin haberine göre, sistemin çalışması için gereken tek şey, sürücünün direksiyonu tutması.  

Vücut ağırlığına değil, yağ oranına dikkat

Ekim 29th, 2011 | Sağlık | 1 Comment


Ciddi bir halk sağlığı sorunu olarak kabul edilen ve başta diyabet, kanser, kalp krizi, yüksek tansiyon ve inme gibi hastalıkların ortaya çıkmasında önemli olan obezitede, vücut ağırlığı değil, yağ oranındaki anormal artış tehlike sinyali veriyor.

Uzmanlar, yağın vücutta biriktiği yerin de önemli olduğu, özellikle erkeklerde sıkça görülen karın bölgesindeki yağlanmanın risk taşıdığı ve obezitenin çocukları da tehdit eder bir düzeye geldiği uyarısında bulunuyor.

Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayla Harmancı, obezitenin her geçen gün giderek büyüyen ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğunu söyledi.

Obezitenin, genel olarak vücuttaki yağ miktarının anormal şekilde artması olarak tanımlandığını belirten Harmancı, sıklıkla vücuttaki yağ miktarındaki artışa paralel olarak vücut ağırlığında da artış ortaya çıktığını ifade etti.

Harmancı, obezitenin genel olarak kişinin harcadığından daha fazla enerji alımı sonucu ortaya çıkan bir bozukluk olduğunu söyledi.      

Söz konusu hesaplamanın obezitenin tanısı için tek başına yeterli olmadığını vurgulayan Harmancı, Çünkü unutulmaması gereken konu, obezite vücut ağırlığının değil, vücuttaki yağ miktarının anormal artışıdır diye konuştu.

Harmancı, yağların vücudun farklı bölgelerinde biriktiğini ve biriktikleri bölgelere göre de klinik önemlerinin değiştiğini ifade ederek, Örneğin, kadınlarda yağ birikimi sıklıkla kalça ve basen bölgelerinde ortaya çıkmaktadır ve armut tipi obezite olarak adlandırılmaktadır. Erkeklerde ise yağ birikimi başlıca karın bölgesinde ortaya çıkmakta ve elma tipi obezite olarak isimlendirilmektedir. Her iki durumda da vücut yağ oranı artmıştır dedi.

Yapılan çalışmalar elma tipi obezitenin daha ciddi sağlık sorunlarına yol açtığını göstermektedir diyen Harmancı, bu nedenle obezite değerlendirilirken mutlaka bel çevresi ölçümünün de yapılması gerektiğine dikkati çekti.

-Tedavi, mutlaka kişiye özel yapılmalı-Harmancı, obezitenin genel olarak kişinin harcadığından daha fazla enerji alımı sonucu ortaya çıkan bir bozukluk olduğunu söyledi.

Bu dengenin bozulmasında çok farklı nedenlerin rol oynadığını dile getiren Harmancı, bu nedenle obezite tedavisinin mutlaka kişiye özel olarak planlanması ve farklı branşların işbirliği ile yapılması gerektiğini ifade etti.

Harmancı, hastaların tedavi öncesinde mutlaka, altta yatan başka bir hastalığının olup olmadığının belirlenebilmesi için bir endokrinoloji uzmanı tarafından detaylı olarak değerlendirilmesi gerektiğine işaret etti.

Obezitenin, ciddi sağlık sorunlarına yol açabildiğinin altını çizen Harmancı, şunları kaydetti:Diyabet, hipertansiyon, dislipidemi, kalp krizi, inme, safra kesesi hastalıkları, karaciğerde yağlanma, gastro-ösefagial reflü, adet düzensizlikleri, uyku apnesi, psikolojik sorunlar, eklemlerle ilgili hastalıklar ve bazı kanser türlerine neden olabildiğinden mutlaka tedavi edilmesi gerekmektedir.

-Türkiyede 10 erişkinden 4ü fazla kilolu, 3ü ise obez-Harmancı, obezitenin Türkiyede de giderek artış gösteren bir hastalık olduğunu belirterek, şu bilgiyi verdi:Ülkemizde son yapılan araştırmalar göstermektedir ki 10 erişkinden 4ü fazla kilolu, 3ü ise obezdir. Konunun bundan daha da üzücü ve endişe verici olan yanı ise obezitenin artık çocukları tehdit ediyor olmasıdır. Yapılan araştırmalar, anne-babası obez olan çocuklarda obezitenin daha sık görüldüğünü ortaya koymaktadır. Bunda genetik etkenlerin yanı sıra yaşam şekli ve beslenme alışkanlıkları da rol oynamaktadır. Bu nedenle hem kendi hem de çocuklarımızın sağlığı için obezitenin mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalık olduğu gerçeği kavranmalı ve büyük bir kararlılık ve azimle bu hastalıkla savaşılması gereklidir.

Dünya genelinde sağlık bakanlıklarının da obezite ile mücadeleye önem verdiğini ve bunun için farkındalık projeleri hazırladığını belirten Harmancı, basın yayın organlarının da konuya hassasiyet içinde yaklaştığını ifade etti.

Harmancı, tüm bu çalışmaların dahi obezitenin kontrol altına alınabilmesi henüz yeterli olmadığını bildirerek, bireysel olarak da herkesin düzenli fiziksel aktiviteyi, sağlık beslenme alışkanlığını bir yaşam biçimi haline getirmesi gerektiğini söyledi.