‘Kanser’ Etiketli Yazılar

Doğurganlık tedavisi, yumurtalık tümörü riskini artırıyor

Kasım 11th, 2011 | Sağlık | 1 Comment

Doğurganlık tedavisi, yumurtalık tümörü riskini artırıyor


Amsterdamdaki Hollanda Kanser Enstitüsünde 15 yıl süren bir araştırma, tüp bebek tedavisi gören kadınlarda yumurtalık tümörü riskinin doğurganlık tedavisi görmeyen kadınlara oranla neredeyse iki kat fazla olduğunu ortaya çıkardı.

Human Reproduction adlı dergide yayımlanan araştırmaya göre, tüp bebek tedavisi gören kadınlarda agresif yumurtalık kanseri tehlikesi de nispeten daha yüksek.

Doğurganlık tedavisi görmeyen kısır kadınlardan oluşan bir karşılaştırma grubunu da içeren araştırmaya 19 bini tüp bebek tedavisi görmüş 25 bin kadın katıldı.

Tüp bebek tedavisi gören grup içinde 61 yumurtalık tümörü tespit edildi ve bunların yarısının agresif yumurtalık kanseri olduğu ortaya çıktı.

Vücut ağırlığına değil, yağ oranına dikkat

Ekim 29th, 2011 | Sağlık | 1 Comment


Ciddi bir halk sağlığı sorunu olarak kabul edilen ve başta diyabet, kanser, kalp krizi, yüksek tansiyon ve inme gibi hastalıkların ortaya çıkmasında önemli olan obezitede, vücut ağırlığı değil, yağ oranındaki anormal artış tehlike sinyali veriyor.

Uzmanlar, yağın vücutta biriktiği yerin de önemli olduğu, özellikle erkeklerde sıkça görülen karın bölgesindeki yağlanmanın risk taşıdığı ve obezitenin çocukları da tehdit eder bir düzeye geldiği uyarısında bulunuyor.

Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayla Harmancı, obezitenin her geçen gün giderek büyüyen ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğunu söyledi.

Obezitenin, genel olarak vücuttaki yağ miktarının anormal şekilde artması olarak tanımlandığını belirten Harmancı, sıklıkla vücuttaki yağ miktarındaki artışa paralel olarak vücut ağırlığında da artış ortaya çıktığını ifade etti.

Harmancı, obezitenin genel olarak kişinin harcadığından daha fazla enerji alımı sonucu ortaya çıkan bir bozukluk olduğunu söyledi.      

Söz konusu hesaplamanın obezitenin tanısı için tek başına yeterli olmadığını vurgulayan Harmancı, Çünkü unutulmaması gereken konu, obezite vücut ağırlığının değil, vücuttaki yağ miktarının anormal artışıdır diye konuştu.

Harmancı, yağların vücudun farklı bölgelerinde biriktiğini ve biriktikleri bölgelere göre de klinik önemlerinin değiştiğini ifade ederek, Örneğin, kadınlarda yağ birikimi sıklıkla kalça ve basen bölgelerinde ortaya çıkmaktadır ve armut tipi obezite olarak adlandırılmaktadır. Erkeklerde ise yağ birikimi başlıca karın bölgesinde ortaya çıkmakta ve elma tipi obezite olarak isimlendirilmektedir. Her iki durumda da vücut yağ oranı artmıştır dedi.

Yapılan çalışmalar elma tipi obezitenin daha ciddi sağlık sorunlarına yol açtığını göstermektedir diyen Harmancı, bu nedenle obezite değerlendirilirken mutlaka bel çevresi ölçümünün de yapılması gerektiğine dikkati çekti.

-Tedavi, mutlaka kişiye özel yapılmalı-Harmancı, obezitenin genel olarak kişinin harcadığından daha fazla enerji alımı sonucu ortaya çıkan bir bozukluk olduğunu söyledi.

Bu dengenin bozulmasında çok farklı nedenlerin rol oynadığını dile getiren Harmancı, bu nedenle obezite tedavisinin mutlaka kişiye özel olarak planlanması ve farklı branşların işbirliği ile yapılması gerektiğini ifade etti.

Harmancı, hastaların tedavi öncesinde mutlaka, altta yatan başka bir hastalığının olup olmadığının belirlenebilmesi için bir endokrinoloji uzmanı tarafından detaylı olarak değerlendirilmesi gerektiğine işaret etti.

Obezitenin, ciddi sağlık sorunlarına yol açabildiğinin altını çizen Harmancı, şunları kaydetti:Diyabet, hipertansiyon, dislipidemi, kalp krizi, inme, safra kesesi hastalıkları, karaciğerde yağlanma, gastro-ösefagial reflü, adet düzensizlikleri, uyku apnesi, psikolojik sorunlar, eklemlerle ilgili hastalıklar ve bazı kanser türlerine neden olabildiğinden mutlaka tedavi edilmesi gerekmektedir.

-Türkiyede 10 erişkinden 4ü fazla kilolu, 3ü ise obez-Harmancı, obezitenin Türkiyede de giderek artış gösteren bir hastalık olduğunu belirterek, şu bilgiyi verdi:Ülkemizde son yapılan araştırmalar göstermektedir ki 10 erişkinden 4ü fazla kilolu, 3ü ise obezdir. Konunun bundan daha da üzücü ve endişe verici olan yanı ise obezitenin artık çocukları tehdit ediyor olmasıdır. Yapılan araştırmalar, anne-babası obez olan çocuklarda obezitenin daha sık görüldüğünü ortaya koymaktadır. Bunda genetik etkenlerin yanı sıra yaşam şekli ve beslenme alışkanlıkları da rol oynamaktadır. Bu nedenle hem kendi hem de çocuklarımızın sağlığı için obezitenin mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalık olduğu gerçeği kavranmalı ve büyük bir kararlılık ve azimle bu hastalıkla savaşılması gereklidir.

Dünya genelinde sağlık bakanlıklarının da obezite ile mücadeleye önem verdiğini ve bunun için farkındalık projeleri hazırladığını belirten Harmancı, basın yayın organlarının da konuya hassasiyet içinde yaklaştığını ifade etti.

Harmancı, tüm bu çalışmaların dahi obezitenin kontrol altına alınabilmesi henüz yeterli olmadığını bildirerek, bireysel olarak da herkesin düzenli fiziksel aktiviteyi, sağlık beslenme alışkanlığını bir yaşam biçimi haline getirmesi gerektiğini söyledi.

Kanser hastaları psikolojik destek almalı

Ekim 29th, 2011 | Sağlık | 0 Comments


Onkoloji Enstitüsü Psikososyal Onkoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sedat Özkan, kanser hastalarının psikolojik destek alması gerektiğini belirterek, Kişinin yaşadığı depresyon, bağışıklık sisteminin çökmesini hızlandırır. Dolayısıyla tedaviye katılımı bozulur. Bu nedenle psiko-onkolojik tedavi, genel tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır dedi.

Kanser psikiyatrisi ile ilgili dünya çapındaki en kapsamlı kongre olan 13. Dünya Psiko-Onkoloji Kongresi, Antalyada başladı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gülün himayelerinde gerçekleşen ve 20 Ekime kadar devam edecek kongrede dünyanın dört bir yanından gelen bilim insanları, kanser psikiyatrisiyle ilgili son gelişmeleri ele alacak.

İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Konsültasyon-Liyezon Bilim Dalı Başkanı ve Onkoloji Enstitüsü Psikososyal Onkoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sedat Özkan, Dünya Psikoonkoloji Birliği Başkanı Magi Watson, İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsünden Prof. Dr. Adnan Aydıner ile kongre kapsamında basın toplantısı düzenledi.

Kanser hastasının takip ve tedavisinde psikolojik tedavi ve bakımın genel tedavinin ayrılmaz parçası olduğunu vurgulayan Özkan, Hem kanseri tedavi edeceksin, hem de hastanın ruhunu tedavi edeceksin. Kanserin yarattığı psikolojik sorunları ele alıp destek sunmak gerekiyor. Kişinin yaşadığı depresyon, bağışıklık sisteminin çökmesini hızlandırır. Dolayısıyla tedaviye katılımı bozulur. Bu nedenle psiko-onkolojik tedavi, genel tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır diye konuştu.

Toplumun yüzde 30unda klinik düzeyde tedavi gerektirecek ruhsal çöküntü olduğuna dikkati çeken Sedat Özkan, kanser hastasının takibinde stresin önemini vurguladı. Kanserle mücadele beden ve beynin ortak mücadelesidir. Kanser hastaları psikolojik destek almalı diyen Özkan, beyin ve ruh çökerse, hastanın bağışıklık sisteminin çöküşünün de hızlanacağını kaydetti.

 -Acıyarak yardım olmaz-İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesine başvuran kanser hastaların yüzde 20-30unun psikolojik destek aldığını, ülke genelinde bu rakamların daha alt seviyelerde olduğunu ifade eden Özkan, bazı hastaların psikolog ya da psikiyatriste gitme konusunda önyargılı olduğuna da değindi.

Ciddi travma ve depresyonun, organizmadaki kanser sürecini hızlandırdığına işaret eden Prof. Dr. Sedat Özkan, Kanserin seyrinde psikolojik, beyinsel faktörler doğrudan doğruya etkilidir. Sağlık sisteminde kanser hastalarına sadece kemoterapi değil, psikolojik destek de verilmeli diye konuştu.

Bu hastalara kucak açacağız ama acımayacağız, acıyarak, yadsıyarak onlara yardımcı olunmaz diyen Özkan, kanserin ölümü çağrıştırdığına ilişkin ön yargının da azaltılması gerektiğini söyledi. Daha dingin yaşayan, doğayla iç içe olan kanserli hastaların daha uzun yaşadığını da belirten Özkan, Duvarı nem, insanı gam çökertir. Kanser hastası aynı zamanda gam yaşarsa, kanseri daha kötü seyredecek şekilde ilerler dedi.

 -Türkiyenin bilimsel öncülüğü-Sedat Özkan, Türkiyenin kanser psikiyatrisinin Orta Doğu, Balkanlar, Kafkaslar, Türk Cumhuriyetleri ve Doğu Avrupa ülkelerinde de yaygınlaşması için bilimsel anlamda öncülük yaptığına işaret etti.

Kanser hastasının ailelerine düşen görevler olduğunu belirten Prof. Dr. Özkan, Hastanın uyumunun en iyi olduğu aileler, ilişkilerde dengeli, duyguların serbestçe ifadesine izin veren, çatışmaların az, işbirliğinin fazla olduğu ailelerdir. Aileler aşırı kaygılı olmamalıdır. Aile içi rollerin net olmaması, aşırı koruyuculuğun egemen olduğu, katı ve çatışmaları gözardı eden aile ortamları, hastanın uyumunu güçleştirmektedir dedi.

Dünya Psikoonkoloji Birliği Başkanı Magi Watson da, 2020 yılına kadar dünyadaki tüm kanser hastalarına psikodestek programlarının yürürlüğe girmiş olmasını sağlamayı hedeflediklerini söyledi. Kanser hastalarının yüzde 20-25inde kriz ve destek ihtiyacının sözkonusu olabildiğini ifade eden Watson, Psikolojik destek gerektirecek hastaların sadece yüzde 10u destek alabiliyor dedi.

Watson, hastanın yanında ailenin de psikodestek alması gerektiğini vurguladı.

İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsünden Prof. Dr. Adnan Aydıner de, tüm kanser hastalarının psikiyatriden destek alması gerektiğini vurguladı. Psikoonkoloji için merkez ve bu alanda yetişmiş eleman sayısının az olmasının hastaların tedavi almasına engel olduğuna işaret eden Aydıner, Hasta psikolojisinin kanser tedavisinin başarısında son derece önemi var. Pozitif düşünen kanser hastaların hastalığının daha iyi seyrettiğine ilişkin kanıtlar var dedi

Gelen Aramalar

  • mail pdpsikodestek com