‘Sağlıklı yaşam’ Etiketli Yazılar

Geleceğin otomobilleri, sağlığımızı da koruyacak!

Kasım 11th, 2011 | Sağlık | 2 Comments


 Münih Teknik Üniversitesi bilim adamları ile bir Alman otomobil şirketi uzmanlarının ortaklaşa geliştirdiği sistem, otomobil sürücüsünün nabzını, deri direncini ve kandaki oksijen oranını, direksiyona yerleştirilen basit sensörlerle ölçüyor.

ürücünün bayılma veya bir kalp krizi geçirme riski oluşması halinde, sistem duruma göre dörtlüleri yakabiliyor, aracın hızını düşürebiliyor, hatta otomobili durdurabiliyor.

Alman Aerztezeitung gazetesinin haberine göre, sistemin çalışması için gereken tek şey, sürücünün direksiyonu tutması.  

Yaz ishallerinden korunmanın yolları!

Ekim 31st, 2011 | Kadın | 0 Comments


Bu hastalık risklerini en aza indirmek için doğru beslenmek, genel temizlik kurallarına uymak ve sineklerden korunmak gerekiyor. Yazın gerek çocuklarda gerekse yetişkinlerde en sık görülen sorunların başında ishal geliyor. Yaz ishallerinden ve diğer hastalıklardan korunmak için  Anadolu Sağlık Merkezi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Elif Hakko, nelere dikkat edilmesi gerektiğini anlatıyor.

İshal, kusma ve bazen de yüksek ateş ile ortaya çıkan, ağız yoluyla bulaşan bazı mikroplar, gastroenterit denilen hastalıklara neden oluyor. Bu mikroplar yaz sıcaklarında hızla ürüyor, mikrop sayısı arttıkça hastalık yapma riski de yükseliyor. Deniz ve havuz suyunu yutmak, mikrop taşıyan sinekler yaz aylarında hastalıklara yol açıyor. Anadolu Sağlık Merkezi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Elif Hakko, tifo, dizanteri, kolera, ile bazı Salmonella ve E.Coli türleri gibi hastalıklara yol açan mikroplardan korunmak için alınabilecek önlemleri aktarıyor.

Dr. Hakko, “Kabuğu soyulabilen gıdaların kabuklarını soyarak, soyulmayanlarda ise iyice yıkayarak yemek çiğ veya az pişmiş et yememek, çiğ süt içmemek genel temizlik kurallarına uymak, yemeklerden önce ve sonra, tuvaletten sonra el yıkamak sineklerden korunmak yaz aylarında dikkat edilmesi gereken noktaların başında geliyor” diye bilgi veriyor.

Risk faktörü bulunan gıdaları da anlatan Dr. Elif Hakko, “Fıstık, ceviz gibi yağlı gıdalar ile küf toksinleri üreyebilen mısır ve pirinç dikkatli tüketilmeli. Pastörize edilmemiş süt içilmemeli, bu sütten peynir yapılmamalı. Patates, 20 – 30 zehirli türü olan mantar, midye, istiridye ve kabuklu deniz hayvanlarından geçen bakteri toksinlerinin sebep olduğu hastalıklarla sıklıkla karşılaşıyoruz. Elde hazırlanan ve iç sıcaklıkları zararlı mikropların ölmesini sağlayacak kadar yükselmeyen ızgara köfteden, havasız ortamda mikropların toksin üretme riski olması nedeniyle bütün olarak çevrilmiş tavuktan, vakumlu paketi açılıp kısa sürede tüketilmeyen sosis ve salamdan uzak durulmalı. Sütlaç, kazandibi, muhallebi, dondurma gibi sütlü tatlılar da hazırlandıktan sonra soğutucuda tutulmazsa tehlikeli olabilecek gıdalar. Çiğ yumurtadan yapılan mayonez marul, salata, maydanoz gibi sebzeler de iyi yıkanmadığında riskli olabiliyor” diye konuşuyor.

Dr. Hakko, en güvenilir yiyeceğin yoğurt olduğunu vurguluyor ve diğer güvenli yemekleri sıralıyor: “Izgara ete kıyasla tencerede pişen et yemekleri, sebze yemekleri, sarma ve dolma gibi zeytinyağlı yemekler yaz aylarında daha güvenilirdir.”

İshal ve kusma görülüyorsa neler yapılmalı?

Dr. Elif Hakko, “İshal ve kusma, sıvı ve elektrolit kaybına sebep olur. Ev koşullarında kusma ve mide bulantısı nedeniyle kaybedilen sıvı ve elektrolitler ağızdan yerine konamıyorsa veya ateş yükselmişse, hemen bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerekiyor. Hastada kaybedilen sıvı ve elektrolitleri dengelemek için serumla takviye yapıyoruz. Eğer etken bir bakteri söz konusuysa antibiyotik tedavisi yapılıyor” diyerek tedavi hakkında da bilgi veriyor

Türkiyenin sağlığı belli oldu!

Ekim 31st, 2011 | Kadın | 0 Comments


0-6 yaş grubundaki çocukların yüzde 31.6inde üst solunum yolu enfeksiyonunun en yaygın hastalık olduğu tespit edilirken 7-14 yaş grubundaki çocuklarda yüzde 23.9 ile ağız ve diş sağlığı sorunları ilk sırada yer aldığı tespit edildi. 15 ve daha yukarı yaştaki bireylerin yüzde 47.6sının tansiyon ölçümünü yaşamları süresince en az bir kez yaptırdığı belirlenirken, bu nüfusun yüzde 16.9unun obez ve yüzde 33ünün fazla kilolu olduğu görüldü. 15 ve daha yukarı yaştaki bireylerin en yüksek ilk 5 hastalık grubunu bel bölgesi kas iskelet sistem problemleri, hipertansiyon, romatizmal eklem hastalığı, mide ülseri ve kireçlenme oldu.

TÜİK 2010 yılı Türkiye Sağlık Araştırması istatistiklerini açıkladı. İlk defa 2008 yılında gerçekleştirilen Türkiye Sağlık Araştırmasının ikincisi 2010 yılı Mayıs ayında Türkiye genelinde uygulandı. Araştırmanın sağlık alanında hem ulusal hem de uluslararası düzeyde birçok göstergenin elde edilebilmesine imkan tanıması açısından önem taşıdığı vurgulandı. Yapılan araştırma ile bebek, çocuk ve yetişkinlere ait idari kayıtlar yöntemiyle ulaşılamayan birçok gösterge hesaplanabilmekte.

Buna göre, haber bülteninde 0-6, 7-14 ve 15 ve daha yukarı yaştaki bireylerin yaşadıkları hastalık veya sağlık problemlerinin yanı sıra 15 ve daha yukarı yaştaki bireylerin tansiyon, kolesterol ve kan şekeri profilleri ile beden kitle indeksine ait bulgulara yer verilmekte.Araştırmanın alan uygulamasından önceki son 6 ay içinde, 0-6 yaş grubundaki çocuklarda yüzde 31.6 ile üst solunum yolu enfeksiyonu en yaygın görülen hastalık olarak tespit edildi.

Yüzde 25.5 ile ishal, yüzde 9.6 ile bulaşıcı hastalıklar, yüzde 9.4 ile kansızlık (demir eksikliği anemisi vb.) ve yüzde 7.8 ile ağız ve diş sağlığı sorunları en sık görülen hastalık veya sağlık sorunu oldu. Türkiye geneline hastalık görülen erkeklerin oranının, kadınların oranından daha yüksek olduğu tespit edildi.

-7-14 YAŞ GRUBUNDAKİ ÇOCUKLARDA YÜZDE 23.9 İLE AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI SORUNLARI İLK SIRADA-

Araştırmanın alan uygulamasından önceki son 6 ay içinde 7-14 yaş grubundaki çocuklarda yüzde 23.9 ile ağız ve diş sağlığı sorunları ilk sırada yer aldı. Bunu yüzde 14,2 ile enfeksiyöz hastalıklar, yüzde 13.3 ile göz ile ilgili sorunlar, yüzde 5.6 ile cilt hastalıkları ve yüzde 4.7 ile beslenme ile ilişkili hastalıklar takip etti. Oranlara kent-kır ayrımında bakıldığında kırsal yerlerdeki cilt hastalıkları oranının kentsel yerlerden daha yüksek olduğu gözlenmekte. Kırda ve kentte cilt hastalıkları problemi yaşayan kadınların oranı erkeklerin oranından yüksek oldu.

-15 YAŞIN ÜSTÜNDEKİLER BEL BÖLGESİ KAS İSKELET SİSTEMİNDEN ŞİKAYETÇİ-

15 ve daha yukarı yaştaki bireylerin yüzde 16.4ü bel bölgesi kas iskelet sistem problemleri yaşadığını beyan etti. 15 ve daha yukarı yaştaki bireylerden kronik hastalık veya sağlık sorunu yaşadıklarını belirten bireylerin verdikleri yanıtlara bakıldığında en yüksek ilk 5 hastalık grubunu sırasıyla bel bölgesi kas iskelet sistem problemleri (yüzde 16.4), hipertansiyon (yüzde13.2),  romatizmal eklem hastalığı (yüzde 10.9), mide ülseri (yüzde 9.6) ve kireçlenme (osteoartrit, artroz, dejenefatif eklem hastalığı) (yüzde 8.4) oluşturdu. Türkiye genelinde oranlara bakıldığında kadınlardaki oranların erkeklerden yüksek olduğu gözlendi. Kent ve kır ayrımında ise her bir hastalık grubunda hem erkeklerde hem de kadınlarda kırdaki oranlar kentteki oranlardan yüksek oldu.

-15 YAŞIN ÜZERİNDEKİ BİREYLERİN YÜZDE 47.6SI TANSİYON ÖLÇÜMÜNÜ YAŞAMLARI SÜRESİNCE EN AZ BİR KEZ YAPTIRMIŞ-

15 ve daha yukarı yaştaki bireylerin yüzde 47.6sının tansiyon ölçümünü yaşamları süresince en az bir kez yaptırdığı belirlendi. Yaşamları süresince kolesterol ve kan şekeri ölçümlerini en az bir kez yaptıranların oranı sırasıyla yüzde 28.5 ve yüzde 30.2dir. Kolesterol ve kan şekeri ölçümünde kentsel yerlerde yaşayan bireylerin ölçüm yaptırma oranı daha yüksek oldu. Tansiyon ölçümünde ise kırsal yerlerde yaşayan bireylerin ölçüm yaptırma oranının yüksek olduğu gözlendi. Cinsiyet ayrımında oranlara bakıldığında kentsel ve kırsal kesimde yaşayan kadınların ölçüm yaptırma oranlarının erkeklerden yüksek olduğu belirlendi.

-15 VE DAHA YUKARI YAŞTAKİ NÜFUSUN YÜZDE 16.9U OBEZ VE YÜZDE 33Ü FAZLA KİLOLU-

15 ve daha yukarı yaştaki nüfusun yüzde 16.9unun obez ve yüzde 33ünün fazla kilolu olduğu görüldü. Vücut kitle indeksi vücut ağırlığının (kilogram), boy uzunluğunun metre cinsinden karesine bölünmesiyle hesaplanmakta. Araştırmada boy ve kilo değerleri beyana dayalı olarak derlenmekte. Erkeklerde fazla kilolu veya obez olanların oranı yüzde 50.5 iken kadınlarda bu oran yüzde 49.4 oldu. Kentsel ve kırsal alanlarda yaşayan kadınlarda obez oranı hemen hemen eşit gözükmekle birlikte, her iki yerleşim yerinde de erkeklerin obez oranından yüksek olduğu tespit edildi. Fazla kilo grubunda ise yüzde 37.3 ile erkeklerin oranı, yüzde 28.4 olan kadınların oranından daha yüksek oldu. 

Erken grip aşısına dikkat!

Ekim 29th, 2011 | Sağlık | 0 Comments


Prof.Dr. Badur, Tamamen ticari kaygıyla yapılıyor. Bu dönemde insanı aşılamanın yararı yok. Hatta yaşlılar için sakıncası var. Çünkü immün sistemleri zayıf, aşının bağışıklığı da 6-8 ayda geçiyor, etkisi kalmıyor. Şimdi aşılanma zamanı, aralık sonuna kadar da yaptırabilirsiniz dedi.

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, Viroloji ve Temel Ümminoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Selim Badur, bir toplantı için geldiği İzmirde DHAya açıklama yaptı. Bilim dalı bünyesindeki laboratuvarının, Refik Saydam Enstitüsü Laboratuvarıyla birlikte Ulusal Grip Referans Laboratuvarı olarak görev yaptığını, 2007den beri de Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından da kabul edildiklerini belirten Prof. Dr. Badur, Ülke sağlık çalışanları olarak genellikle batı verileriyle konuşuyoruz. Oysa laboratuvarımızda 2004ten beri Türkiyeye grip virüsü ne zaman giriyor, ne zaman çıkıyor, ne zaman tepe noktası, pik yapıyor, ülkemizdeki dolaşımdaki virüsler birbirine uyuyorlar mı, virüsün özellikleri nedir, Türkiyedeki grip virüsleri antiviral dediğimiz grip ilaçlarından etkileniyor mu, hepsini saptıyoruz. Laboratuvarım 2007den beri de Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından Ulusal Grip Referans Laboratuvarı olarak kabul ediliyor. Bütün kullandığımız malzemeler de ücretsiz, DSÖden geliyor. Ülkemizde hiçbir Batı ülkesinde olmayan bir şekilde ağustos sonunda grip aşısı piyasaya çıktı. Türkiye artık eskisi gibi değil, kasım, aralık aylarında grip görülmüyor. Kasım, aralıkta solunum yolu enfeksiyonunda, nezlenin, soğuk algınlığının devrede olduğunu unutmamak lazım. Laboratuvar bulgularımızda gribin ocaktan sonra Türkiyede etkilili olduğunu, şubat, martta tepe noktasına çıktığını, ilginç bir şekilde nisan ve mayısta da devam ettiğini görüyoruz. İnsanları ağustos sonu gibi tamamen ticari kaygılarla erken dönemde aşılamanın bir yararı yok dedi.

AŞI YAŞLILARDA UZUN SÜRE ETKİLİ DEĞİL

Bunun sakıncası bile olduğunu dile getiren Prof. Dr. Badur şunları söyledi:Risk grubundaki yaşlıların, immün sistemleri zayıf, aşının bağışıklığı da 6-8 ayda geçiyor, etkisi kalmıyor. 70 yaşındaki bir kişinin ümmin sitemi bir erişkin gibi güçlü değil. O nedenle normal kişilerde bir yıl süren grip aşısının bağışıkılığı yaşlılarda o kadar sürmüyor. Eğer siz adamı ağustosta aşılarsanız, gribin pik yaptığı ocak şubatta etkisi azalmış oluyor. Dünyanın hiçbir yerinde ağustos ayının sonunda grip aşısı piyasaya verilmez ve uygulanmaya başlanmaz. Bu bizim ülkemize özgüdür ve tamamen ticaridir. Bir firma diğerinden bir hafta önce getirirse mal fazlası olarak depolara, eczanelere yığar ve piyasayı kapatır. Bu böyle giderse temmuz ayında grip aşısı çıkacak Türkiyede. Fransa bu yıl grip aşısını 9 Kasımda çıkarıyor, toplumunu da o gün için bilgilendiriyor. Bizde, aşıyı bir gün önce piyasaya vereyim demek, bizi komik durumlara düşürüyor, böyle olmaması gerekir.

PAÇAVRA HASTALIĞI TANIMI DOĞRU

Prof. Dr. Badur, risk gruplarının ağustos ve eylülde aşılanmalarının çok erken olduğu uyarısını yaparken, ekim kasımda aşılanmayanların aralık ve ocakta da rahatlıkla aşı olabileceklerini söyledi. Prof.Dr. Badur, Gribin mevsimi kaydığı gibi grip aşısının mevsiminin de bir iki ay oynamasının sakıncası yok dedi. Prof.Dr. Badur, gribi ayırt etmedeki en önemli iki klinik bulgunun 38.5un üzerinde yüksek ateş ile bunun ani başlaması olduğunu kaydetti. Prof.Dr. Badur, Bunların olması durumunda grip düşünülmesi gerekir. Ateşsiz ya da hafif ateş seyreden grip de vardır ama bu yüzde 9-10 kadardır. Halkın paçavra hastalığı tanımı çok doğru. Gribe yakalanan öyle işine gidemez. Nezlede, soğuk algınlığında işinize gidersiniz de grip de olmaz bu. Gripte yerinizden kalkamazsınız, gerçek grip odur diye konuştu.

10 YAŞLIDAN BİRİ AŞI OLUYOR

Prof.Dr. Badur, 65 yaş üstü, astım, diyabet gibi kronik hastalığı olanlara devletin ücretsiz grip aşısı sağladığını, ancak yüzde 10unun aşılandığını söyledi. Prof.Dr. Badur, 10 yaşlıdan biri aşılanıyor. Ya kendilerine böyle bir olanak tanındığını bilmiyor ya da biliyor, inanmıyor. Durumu saptamak için anketler yaptık. Gördük ki eğer yaşlı bir kişi gidip de doktoruna ücretsiz grip aşısı yaptırma hakkımız varmış dediğinde, doktor boşver, yaramaz derse aşı olmuyor. Ancak kişinin aklında olmasa da, eğer aile hekimi gidip yaptırın derse yaptırıyor. O yüzden bu konuda doktorların eğitilmesi gerek diye konuştu

İnternetten yaşam reçetesi almayın!

Ekim 29th, 2011 | Sağlık | 1 Comment


Sağlıklı beslenme ya da kaliteli yaşam denince akla ilk gelenler kurallar, kısıtlamalar, yasaklar ya da ‘kibrit kutularıyla ölçülen peynirler. Aslında bireyler böyle düşünmekte haksız da değil. Ancak bu yanlış algılamalar, insanların sağlığına katkı sağlamamızı engelliyor. Danışanların bir pratisyene sinirlenip, ‘inat olsun diye, söylenenin tam aksini yapmasına bile yol açabiliyor. Daha da üzücü olan, tedavi amaçlı hazırlanan beslenme planlarından insanların sıkılarak vazgeçmesi.

Empati yapmakBen, “Tüketicilerin, danışanlarımın veya okurların gözüyle olaya nasıl daha iyi bakabilirim?” diye çok düşünüyorum. Bunu başarmanın iki yolu olduğunu gördüm. Birincisi, danışanlarımla görüşmelerimde onlarla empati kurmaya, onları gerçekten anlamaya çalışıyorum. Bunu yaptığımda aslında alışkanlıkları değiştirmenin hiç de kolay olmadığını görüyorum ve onları anlayışla, saygıyla dinliyorum. İkinciyse, danışanlarımla açık bir şekilde konuşmayı seçiyorum ve benimle gerçekten pazarlık etmelerini istiyorum. Ve onları en mutlu edecek ortak sonucu bulmaya gayret ediyorum.Herkes haklı olarak basit öneriler bekliyor. Önerilerin bütçeye uygun, kolay alınıp hazırlanabilen, ev halkını da içine alan, çalışan insanlar için pratik, çocuklar için okula uygun olması gerekiyor. Ama en önemlisi, gerçekçi ve günlük hayata uygun olmalı. Bu iş daha da zorlaştıkça ve katı kurallar içinde telaffuz edildikçe, bireyler korkuyor, sonra da onları tamamen kaybediyoruz. Ya da onlar bizi kaybediyor…

Bir öyle bir böyleKatı yasaklar koymak daha büyük zararlar verebiliyor. Bireylerin bu kadar zorlanmasının nedenlerinden biri de maalesef biz oluyoruz. Tabii ki tüketiciye beslenme ve sağlık önerileri yaparken iyi niyetliyiz. Onların daha sağlıklı olmalarına, iyileşme ve gelişmelerine yardım ederek, faydalı olmak istiyoruz. Ancak tüketici yoğun bilgi bombardımanı altında eziliyor ve kafası karışıyor. Biz de ne yazık ki, yarar yerine zarar verebiliyoruz.Örneğin üzümü ve narı “Harika bir antioksidan” diye öneriyoruz. Kısa bir süre sonra da, “Üzüm ve narın aşırı yenmesi kan şekerini yükseltebilir” diyoruz.“İlaç ve sağlıkta reklam ciddi sorumluluk. Olaya bağımsız ve objektif bakmalıyız” noktasından bazen uzaklaşıyoruz. Doğru bilginin kaynağı akademisyenler ve gerçek uzmanlar yerine, sihirli formülleri olanlara itibar ediyoruz.Mucizevi ilaçlar internette, yazılı ve görsel basında yer alıyor. Tamamen ticaret odaklı olan bu sektör gittikçe tehlikeli bir hal alıyor. Ciddi bulduğum bir haber kanalı yöneticisi, “Parayı veren çıkıp istediğini konuşur hale geldi” diyerek, artık sağlık programı yapmaya çekindiklerini söylüyor. Ben de aynı endişeyi taşıyorum ve insanların televizyon karşısında izlediği ve gördüğü her şeye körü körüne bağlanmaması gerektiğini belirtmek istiyorum.

Bizlere çok iş düşüyorSağlık, diyet ve beslenme çok geniş, karmaşık bir sektör. Sürekli bilgiler tazeleniyor hatta değişiyor. Üzerinde durulması gereken önemli bir konu da, tüketicilerin neyi, ne zaman, neden yaptıklarının bilincine varmalarını sağlamak.

Bilinçsiz tüketimDanışanlarımızdan biri, sağlıklı beslendiği için kilo aldığını söyledi. Duydukları, okudukları onu sağlıklı beslenmeye (!) yönlendirmiş ama miktarını bilememiş. Ceviz, brokoli, kepekli ekmek, fındık, balık, tavuk, köfte, yoğurt, yulaf, elma, incir, kayısı, bol bol zeytinyağı… derken kilo almış. Bize geldiğinde bunları yasaklayacağımızı zannediyordu ama biz aynı malzemeyi sadece dengeledik. Şimdi her şeyi yiyor ama ölçülü. “Faydalı” denen besinlerin ne kadar yenileceğinin bilinmemesi en büyük zararlardan biri.Hepimizin iletişim ve insan psikolojisi konusunda daha hassas olmaya ihtiyacı var. Bizlerin ifadeleri yanlış anlaşıldığında bu, tüm sektöre geri dönüyor ve hepimiz zarar görüyoruz. Bu konularda daha sorumlu, titiz olmaya danışanlarımızın ve hastalarımızın bakış açılarını, neler hissettiklerini anlamaya çalışarak onlara rehberlik edelim.